22 Aralık 2013 Pazar

İstiyorum...

Yine uzadı geceler...
Saat takılı kalmış gibi sanki, geçmek bilmiyor.
Karşıma ilk çıktığın an geldi aklıma, gülümsedim.
Hesaplayamamıştık böyle olacağını.
Sorular yıpratıyor bizi biliyorum.
O yüzden olabildiğince az soru soruyorum.
Ama düşünmeden de edemiyorum,
Bilseydin böyle olacağını, çıkar mıydın karşıma?
Bilseydin eğer, gelir miydin bana yine?
Bana kurduğun ilk cümleleri hatırlıyorum.
Daha ilk cümlenden bile güven kokuyordun.
Sakinliğin benim heyecanımı gizlemeye yetiyordu.
Sana hissettiğim çok farklı bi his.
Tarif etmeye çalışırken hayallere daldığım...
Anlatmaya çalışırken, yorulduğum ama bi türlü doğru cümleleri kuramadığım bi his.
İçim yangın yeri sanki.
İç savaş çıkmış, müdahale dahi edemiyorum.
Kazananın bile kaybedeceği bi savaş bu.
İstiyorum ki sadece benim olsun.
İstiyorum ki, benden başkası O'na haram olsun.
İstiyorum ki, benden başkasına gözleri bi daha asla öyle bakamasın.
Benimle güldüğü gibi kimseyle gülemesin.
Kahrımı bir tek o çeksin ve çektiğini sadece bana çektirsin.
Bağırmak istiyorum sevdiğimi, bilsin herkes.
Bilsin ve on adım uzak dursunlar senden.
Rüyalarına yanımda dal istiyorum.
Gözlerimi açtığımda gözlerini görmeyi,
Sırf sen izle diye uyuyormuş taklidi yapmak istiyorum.
Benimle sarılarak uyur musun?
İmkansızı istemek aptallık belki ama suç değil.
İstiyorum.
Seni istiyorum...
Yanımda olmanı istiyorum...
Gitme, hep benimle kal istiyorum...
Sadece bana gel istiyorum...
Ya ötesi yok işte, ben seni hayatımda istiyorum...

Devamını Oku

12 Aralık 2013 Perşembe

Harita'm

Hadi gel de yaz şimdi.
Hadi gel de sevdiğini söyle O'na.
Hadi sen gel de, istediğin hayatı O'nunla yaşa bakalım, yapamazsın.
Ben yapamadım, olmadı.
Aldığım, verdiğim nefesin O'na ait olduğunu bildiğim halde yapamadım hemde.
Çok şey isteyebilirdim, seven insanların buna hakları vardır dimi?
Ama isteyemiyordum.
Benim istediklerim O'nun canını yakacak şeylerdi.
Benim haklarım, O'na haksızlık olacaktı.
Her ilişkide yapılan fedakarlık farklıdır.
Bende O'na kendimden fedakarlık etmiştim.
İstediğim, hatta hakkım olan her şeyi bir kenara bırakıp,
Yalnızca yanında olmayı seçmiştim.
Nefesini almak, kokusunu duymak, hissetmek.
Sarılmak böyle sıkı sıkı, doyasıya...
Elleri, daha önce hiç kimseden hissetmediğim kadar güven verici.
Kokusu, huzur kokan bi parfümdü sanki, kimsede olmayan.
Gülüşü, bütün umutsuz düşüncelerimi yenebilecek kadar güçlü.
Ya gözleri...
Daha önce görmediğim kadar derin,
Hem acı kokuyor, hem sonsuz mutluluk.
Rüzgarı beni kendine çekiyor, kurtulamıyorum.
İşin garibi karşıda koymuyorum...
Gözlerine bir saniye daha fazla bakabilmek için her fırsatı değerlendiriyor gözlerim.
O mutsuz olduğunda kötü geçiyor günlerim...
Ben kötüysem O'nu gördüğümde iyiye dönüyor birden herşeyim.
Beni acıtan; O'na hiç bir zaman ağız dolusu sevdiğimi söyleyemiycek olmam.
Beni acıtan; O'nu heyecanla kimseye anlatamıycak olmam.
Sanki gizli bi hazine bulmuş gibiyim.
Elime rasgele bi harita geçmiş ve,
O'nu paylaşmamak için haritayı kimseye göstermiyorum.
Sonunda hazine var mı hiç bi bilgim yok.
Ama bu serüveni yaşamak istediğimi çok iyi biliyorum.

Devamını Oku

22 Kasım 2013 Cuma

'Oluruna bırak...'

Hiç olmayacak bi şeyi istedin mi?
Çabalasan bile avuçlarının boş kalacağı bi şey...
Doğru yapayım derken daha beter yanlışa battığın?
'İmkansız' diye bi şey var mı gerçekten?
Senin imkansızın ne mesela?
Herkesi birden mutlu etmek imkansızmış, ben bunu öğrendim.
Bi taraf mutlaka üzülüyormuş.
Ya da iki tarafı mutlu edeyim derken, sen darman duman oluyormuşsun.
Hayatımda ilk defa yazamayacağım bi şey yaşadım.
Ne kalbim,ne ruhum, ne bedenim, ne de kalemim...
Hepsi çaresiz kaldı...
Beynim öyle dolu ki ısınıyor gibi, patlayacak sanıyorum ama yaşıyorum.
Ya kalbim; her şeyin suçlusu da o değil midir zaten?
Bu zamana kadar hep onu dinledim.
Sonu her ne olursa olsun...
Ama bu defa dinlemiyorum, dinleyemiyorum...
Dudakla kalp arasında bi yol var.
Her gün, o yolda bir sürü duygu dolanıyor.
Ama dudaklardan dökülemediği için, kalbime geri akıyor...
'Oluruna bırak...' diyor Sıla...
Dediğini yapıyorum, 'Her neyse geçsin..." diye...
Oluruna bırakıyorum...
Devamını Oku

17 Ekim 2013 Perşembe

Senin gibi...

Hava soğuktu, bulutlar yağmurun habercisiydi ama yağmıyordu.
Tam kamp yapılacak kıvamdaydı yani.
Şöyle yanında her şeyini paylaşabildiğin,
Kahkahalarını kısıtlamadan patlatabileceğin bir adamla hemde.
Ne iyi olurdu dimi ama?
Hazırlık yapmaya gerek yok,
Tüm geceyi konuşarak geçirmeyi planlıyorum çünkü.
Bi şarap, iki kadeh, biraz da atıştırmalık bir şeyler alsak yeterli olur gibi.
"Çakmak almayı unutma, orada ateşi sen yakacaksın hayatım." dedim.
Böyle ufak şeylerde, konuşarak iletişim kurmayız biz.
Ben söylerim, O gülümser.
Çakmağı göstererek, cebine attı.
Bende gülümsedim.
O nereye gideceğimizi iyi biliyor gibiydi, ses çıkarmadım.
Çok geçmeden de gelmiştik zaten.
Oturmak için uzunca bir kütük ayarladıktan sonra, arabadan battaniye getirdi.
Kansızlık yüzünden çok fazla üşüdüğümü bildiğinden,
Ateşi yakana kadar dayanamayacağımı düşünüp hazırlıklı gelmiş.
Sağdan soldan topladığı çalılıklarla ufak çaplı bi ateş yaktı.
Yanımıza yedek odunda stokladıktan sonra yanıma çöktü.
"Eveeett..." dedi.
"Konuşacaklarımızın bölünmesinden hoşlanmadığını biliyorum, o yüzden odunları stokladım merak etme." dedi ve güldü.
Battaniyenin diğer ucunu ona uzattım, iyice yanıma sokuldu.
Konu bir türlü başlamıyordu, biliyordum bi açılsa ikimizde susmayacaktık ama...
Ama işte...
Derken konu öyle yerden dönüp dolaştı ki, geldiği nokta 'evlilikti.'




























Bu konuyu hep, beni korkutmadan açmak istiyordu.
O yüzden, giriş cümlesi hep; "Hayalinde nasıl bir gelinlik var?" oluyordu.
E bi kadına düğününde giyeceği gelinlik soruluyorsa ve bunu soran bir erkekse,
Nasıl karşısında susabilir ki, dimi?
Ben, hep yeni soruyormuşçasına anlatıyor,
O, her defasında ilk kez duyuyormuş gibi dinliyordu.
Arada kaçamak gülümseyişlerimiz oluyordu bu hallerimize,
Ama kendimizi hemen toparlayıp, rollerimize devam ediyorduk.
Garip ama konu fark etmiyordu, O'nunla konuşma duygusu bile beni rahatlatmaya yetiyordu.
Bazen duraksayıp, O'nu izliyordum.
Gözlerinde gördüğüm ben, o kadar farklıydı ki.
Kendi kendime şaşırıyordum.
Dudağının yarısını yukarı kaldırarak, yarım gülüş atıyor ya birde,
Dayanamayıp öpesim geliyordu O'nu oracıkta.
Hele gözleri, kimsede olmayan bir şeydi bu.
Kimse de görmediğim bir şey.
Farklılık vardı ama ne diye sorsan asla cevap veremeyeceğim bir şey.
"Neden sustun?" dedi gülümseyerek.
"Gözlerini kapat." dedim sadece.
"Yine ne geldi aklına, neler peşindesin söyle bakayım." dedi yüzündeki o gülümsemeyle.
Ellerini alıp, yüzüme koydum.
Anlayıp kapadı gözlerini hemen.
Bende ellerimi yüzüne koydum.
"Beni kaybetsen, karanlıkta sadece dokunarak  ben olduğumu hissedebilir miydin?" dedim.
Önce cevap vermedi, tam gözlerimi açacakken konuşmaya başladı.
"Klasik bir cevap gibi gelebilir ama test edebilirsin. Seninleyken bana bir şeyler oluyor. Seni ben değil, kalbim buluyor, hemde her defasında. Yanına geldiğimde farklı atıyor, hissedebiliyorum. Heralde öyle bir durumda dokunmama bile gerek kalmazdı. Kalbim, sen olduğunu ellerimden önce hissederdi." dedi.
Gözlerimi açtım, O zaten beni izliyordu.
Bir şey dememe izin vermeden;
"Şimdi de sen kapa gözlerini." dedi hemen.
"Denizi çok seversin sen, hayal et şimdi; Kumsaldayız, üzerinde o saatlerce anlattığın gelinliğin. Yüksek topuklardan yorulmuş olan ayaklarını kumlara bırakıyorsun. Tabi bende sana eşlik ediyorum. Saçların rüzgarda uçuştukça, kokusu burnuma doluyor sanki. Çocuklar gibi ayaklarınla yerlere bir şeyler yazıyor, dalgalar götürdükçe sinirlenip tekrar yazıyorsun."
Tek gözümü açıp, O'nun anlatırken ki yüzünü izliyordum.

"Bu arada beni izlediğini hissedebiliyorum, hayalde yalnız kaldım. Kapa o gözlerini ve yanıma gel." dedi.
Birden çok kötü suç işlemiş, küçük bir çocuk gibi hissettim kendimi ve hemen gözlerimi kapadım.
"Üşüdüm sanki, sen üşümüyor musun?" dedim.
"Hayır, yaklaş yanıma iyice." dedi ve daha sıkı sarıldı.
Bu, bana sarılması için O'na söylediğim en masum yalandı.
Belki bilerek, belki bilmeyerek; ama her defasında yemi yiyor ve sarılıyordu.
Bu; O'nunla böyle geçen kaçıncı gecemiz bilmiyorum.
Ama bana iyi geliyordu.
Herkesten uzak, yalnız vakit geçirmek...
Yalnızca O'nu hissetmek...
Ve tabi ki; stresten uzak, masum 'hayallerimiz'...

Birden bi titreme geldi ve olduğum yerden sıçradım.
Duygu başımda dikilmiş;
"Kızım iyi ki uyumamak için kahve istemiştin, getirene kadar uyumuşsun, pes yani."
Ayılamamış olacağım ki; "Bi dakika ya, neredeyim ben?" demiş bulundum.
"Ohoo kızım sen uçmuşsun, dur sana kısaca anlatayım. İş yerindeyiz, gece mesaisinde. Yarına yetiştirmemiz gereken bi ton işimiz var ama hanımefendi uyumuş birde üzerine utanmadan rüya görmüş." dedi.
Kafamı çevirip cama baktım hemen.
Son hatırladığım, buharlaşan cama çizdiğim kalpti...
Ama o da neredeyse silinmek üzereydi...
Rüyalarım gibi, hayallerim gibi...
Senin gibi...

Devamını Oku

14 Eylül 2013 Cumartesi

Sarıldı ve...

Bir ilişkiye nasıl başladığın kadar, nasıl bitirdiğinde önemli....
Başlarken vaat ettiklerine dikkat etmeli insan.
Tutamayacağı sözleri vermemeli.
Aşamayacağı engelleri koymamalı önüne.
Fethedemeyeceği kaleye, hiç yaklaşmamalı....

Bundan aylar önceydi.
Hızlı bir adamdı O.
Birden daldı hayatıma, kapı çalmadan.
Öylece, paldır küldür.
Sözleri sihirliydi, beni etkiliyordu.
İçimde kuruyan bi'şeyleri suluyordu fark etmeden.
Belki de fark ediyor ve devam ediyordu, kim bilir.
Yazmam garip bir şekilde rahatsız ediyordu O'nu.
Okumak O'na iyi gelmiyordu belki de.
Sonra O'nu yazmaya başladım.
Aniden oldu, planlamadım.
Ne yazılacak kadar kötü biriydi,
Ne de yaşanacak kadar iyi.
Arafa terk etti beni ve gitti.
Zamansız geldiği yetmezmiş gibi, zamansız gitmişti.
Gitti gitmesine de.
Orada da kalamadı, geri geldi.
"Pişmanım..." diyemedi ağız dolusu ama
Bakamadı da gözlerimin içine uzun uzun.
Gizli gizli bakışmalarımız oldu,
Bir de O'ndan saklamaya çalıştığım gülümsemelerim.
İçimde bir yerlerde hala O'nu seven bi taraf vardı.
Ve ben neden bilinmez, bunu O'na göstermekten korkmuştum.
Sert konuşmalarım ve yüz ifademle oturdum yanında.
Gitmeden önce çalıştığım rolü iyi oynuyordum.
Bir kaç defa bozacak gibi oldum,
Boğazımda yumruklar oluştu, sesim titredi ama
Toparladım...
O bazılarını fark ediyor ve bana soruyordu.
Bense hepsini yalanlıyordum ve O aptal, hepsine inanıyordu.
Gitme vakti gelmişti artık bizim için.
O'na hiç ümit vermeyen tavrım, devam ediyordu.
Ve tabi O'da inanmaya...
İşte perde...


Elimi uzattım tokalaşmak için.
Önce elime, sonra gözlerimin içine bakıyordu.
Hissedebiliyordum, sarılsam küçük bir çocuk gibi kollarımda ağlayacaktı,
Yapmadım...
Tokalaşmak için uzattığım elimi tuttu, bırakmamasından korkuyordum.
Sıktı, sıktı ve sonra birden saldı.
Çektim elimi, bir birimize "Git." diyorduk ama ilk giden taraf olmamak içinde direniyorduk.
"Bunu başarabilmemiz için birden gitmemiz gerekiyor." dedi.
Ve arkasını dönüp gitti, ben hala orada durmuş O'na bakıyordum.
Sonra birden geri döndü ve yanıma geldi.
"Son kez sarılmama izin ver lütfen." dedi.
Hayır dememe fırsat bırakmadan sarıldı ve koşarak gitti.
Şoku orada geçirmemek için arkamı döndüm ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştım.
Arkama bakarsam ağlardım, o yüzden kaçtım.
Kulaklığımı taktım ve oradan uzaklaştım...
Bu gece nasıl uyuyacağımı bilmiyorum,
Ama bu günü rüya olarak hatırlayarak uyanmayı istediğimi, çok iyi biliyorum.

Devamını Oku