15 Ekim 2012 Pazartesi

"Hayal ve Kırıklığı..."


Araba sürmek bir tutkudur, ama ya arabayı süren kişi zaten senin en büyük tutkunsa?

Hani ölmek üzere olan birinin gözlerinin önünden geçer ya hayatı.
Benimde gözlerimi kapadığımda, hayallerim akıyordu bir bir, oscarlık filmler gibi.

O'nunla yine bir gün oturup hayallerimizden bahsediyoruz.
Benim hallerimin baş kahramanı O, bende O'nunkilerin.
Bir defter edindik, yalnızca biz ve birlikte yapılmış, yada yapılacak her şey yazılı.
Harita aldık birde, gidilmemiş yada daha az gidilmiş yerleri işaretliyoruz.
Sonra birden baktı yüzüme, indi göz bebeklerimden kalbime...
"Bir gün, yalnızca bize ait bir gezimiz olacak,
Ve o işaretlediğimiz her yere tek tek gideceğiz." dedi.
Başta çılgınca gelmişti, güldüm.
Ama gözlerinde ki kararlılık hoşuma gitmişti.
O gün bunları düşünerek daldım uykuya, gülümsedim...
Aradan üç hafta geçti, beni aradı sesi telaşlıydı.
"Sana ihtiyacım var, tamda şuan, yanımda olmana."
Duyunca sığamadım hiç bir yere, "Neredesin?" deyip fırladım yanına hemen.
Oturuyordu öyle, hiçte mutsuz görünmüyordu.
Korktum birden, ve yanına gittim,
Gördüğü anda fırlayıp sarıldı,
Bir süre öyle kaldıktan sonra, gözlerime bakmak için bıraktı beni.
Gülümsedi yine tatlı tatlı, bu gülüşünün anlamını biliyordum.
Yalan söyleyemez bana, bir şeyde saklayamaz.
Hele bu şey, iyi bir şeyse içi içine sığamaz, anlamsız gülmeleri başlar.
"Gene ne yaptın söyle bakayım?" dedim.
Elini cebine attı, hala gülümsüyordu.
"Ne var cebinde, çek elini ben alacağım." diyerek iteledim elini.
Tepkimi merak ederek bakıyordu yüzüme, cebine elimi attım ve...
Gözlerim açıldı, şaşkındım ve aynı zamanda mutlu.
Çıkardım elimi cebinden ve avucumun içinde bi' araba anahtarı duruyordu.
"Sen delimisin, bunu nereden buldun?" dedim.
O, heyecanına yenilip kaçıyordu sorulardan.
"Ver elini seni arabamızla tanıştıracağım." dedi ve beni çekeleyerek arabanın yanına götürdü.
"Vayy canına bu harika bi'şey!" dedim heyecanımı gizlemeye gerek duymadan.
"Şimdi sana yapman gerekenleri söylüyorum, iyi not al o deftere." deyip güldü.
Çıkardım hemen çantadan defteri, kalemin kapağını ağzımla çektim ve yazmaya başladım.
Ben böyle telaşlı ve mutlu olunca dalardı beni izlemeye öylece,
Değişik bir bakış oluşurdu gözlerinde...
Hem imrenek bakardı, hem tutluyla, aşk ve hayallerime karşılık hayalleriyle.
Tanırdım O'nu, ve bilirdim her gülüşünün ve bakışlarının anlamlarını.
Kesmek istemediğimden anladığımı belli etmezdim ama,
O'nu bana öyle baktığını hissettiğimde de, şahit olmak isterdim.
Bakışlarını yakaladığımı hafifletmek için,
"Neden öyle bakıyorsun bana?" derdim gülümseyerek.
O'da yakalandığını belli etmemek için, "Hiç dalmışım öyle, seni izliyordum." derdi.
Beni eve bıraktı sonra, yemek bile yemeden odama geçtim.
O kadar fazla duyguyu aynı anda hissetmiştim ki o gün, deftere aldığım notları hatırlamıyordum bile.
Yüzümdeki gülümsemeler hala devam ediyordu, çıkardım çantadan defteri.
Bir hafta sonra, gezimize çıkacağımızı yazmışım,
"Bunu ne ara yazdım?" diye sorguladım kendimi hemen.
Tamamiyle hazırlanmam uzun sürecekti ama zaten unutacağımdan eminmiş gibi not aldırmıştı.
Madde 3. "Çok fazla eşya alma, ihtiyacımız olmayacak."


Hazırlanma süreci bitti ve o büyük gün geldi.
Kalbim her zamankinden daha farklı atıyordu, tam ben ne yaparız diye düşünürken,
Korna sesiyle yerimden sıçradım ve hemen cama koştum.
Kafasını kaldırmış beni arıyordu gözleri, çantayı kaptığım gibi aşağı koştum.
Direksiyondaydı hala benim geldiğimi görünce kapıyı içeriden açtı,
Elini oturacağım koltuğa iki kez vurarak,
"Buyurunuz efendim, şöförünüz emrinize amade.
Ama ilk önce rüşvetim olan öpücüğümü alayım."
Bunu her söylediğinde, nedense yüzümde çok şapşal bir gülümseme oluşuveriyor.
Öptüm ve çantadan haritayı çıkardım.
Yola koyulmuştuk bile, uçuşan saçlarımı ve haritayı sabitlemeye çalışarak,
Parmaklarıma vuran rüzgarla yönümüzü saptamaya çalışıyorum.
Mutlu olduğumda hep fazla konuşurum ve O sıkılmadan dinler beni.
"Dur, durdur arabayı, şurası nasıl yemek yemek için, bence gayet sıcak görünüyor." dedim.
Mini bir karavan, rengarenk boyanmış ve sahipleri genç bir çift.
Gülümseyerek karşıladılar bizi, bende imrenerek baktım onlara, çok şirin duruyorlardı.
"Bize iki balık ekmek ve yanında da ayran olsun." dedi, gözlerimden onayı alarak.
Biraz manzara karşısında oturup muhabbet ettik genç çiftle ve arabamıza ilerledik.
Aniden hava kararmaya başladı, daha bir sokuldum O'na.
Elimi bırakmayı sevmezdi, o yüzden elimi tutar ve birlikte değiştirirdik vitesi.
"Yakınlarda bir otel olması lazım, nasıl yapalım?" dedi uykumun geldiğini anlayarak.
"Değişik bir şey yapalım mı?" dedim omzunda duran kafamı kaldırmadan.
Devamını getirmemi istermiş gibi baktı yüzüme.
"Haritaya göre şurada bi' tepe varmış, çıkabildiğimiz kadar çıkalım..."
Sözümü bitirmeme gerek bile kalmadan, anladım der gibi kafasını hafif sallayıp gülümsedi.
Hava iyice serinlemişti, arabayı bi' yamacın kenarına çektik ve birbirimizi izlemeye başladık.
Bir süre gözler hiç çekilmedi bir birinden, sarıldı sonra.
Kollarının arasında titreyen beni daha fazla hissetti.
Ne ben bir şey dedim, ne de O.
Sormadı bile, çıkardı ceketini ve üzerime sardı.
Konuşmadan anlaşabilmenin tadına varınca insan, sözleri ziyan etmek istemiyor.
Başımı omuzuna yasladım, bir yandan da kısık seslerle konuşuyorduk bir birimizle...
Huzurla birleşen kokusuyla birlikte, uyuya kalıyorum,
Daha güzel bir sabaha uyanacağımdan emin bir şekilde...

Sonra açılıyor gözlerim aniden, gelmiyor devamı, gelemiyor...
Gerçekleşme ihtimali yüksek olan hayaller, neden zamana karışarak yok oluyor?
Neden aynı rüyayı tekrar tekrar görüyorum?
O hayallerin üzerinden, çok uzun yıllar geçti...
Onca zaman sonra evi toparlarken, yatağın altına sürüklenmiş kutudan çıktı hayallerimiz.
Kutuyu açtım ve sonra defteri, bir kaçını okuyup gülümsedim.
Defter arasına sıkıştırılmış harita, unutulacak kadar göz ardı edilmişti.
Haritayı serdim yere, parmağımla işaretli yerlerin üzerinden geçtim.
Gitmediğimiz bu yerleri hissedebiliyordum, sanki gitmiş gibi.
Durdurmaya çalışmadım yorgun gözlerimden akan yaşları...
Ve mırıldandım zar zor çıkan sesimle;
"Bazı hayaller gerçek olmayı çok fazla hak ediyor..."

6 yorum:

Adsız dedi ki...

Önüne geçmeye çalıştıkça daha şiddetli gelir gözyaşları... Böyle hayallerin kırıklığının gözdeki bedeli hafif olmuyor işte... "Gerçekten iyi yazıyorsun" +1

Adsız dedi ki...

bir paylaşım vasıtasıyla tanıştım sitenizle, inanılmaz etkileyici, ellerinize sağlık..

Mehmet Tuna dedi ki...

Hayalleri hissedebilenler bilir ne kadar gerçeğe yakın ve hakettiğine ikna olmalı bu aslında aşkın

Adsız dedi ki...

Olması gerekenden daha çok hakediyorlar

Adsız dedi ki...

Balık ekmek ile ayran içilmez belirtmek istedim :))

Adsız dedi ki...

Cok guzel yaziyorsunuz

Yorum Gönder